Ramazan Kaya’nın kişisel yolculuğu
Malatya’da başlayan, İstanbul’da şekillenen; veteriner hekimlik, web tasarım, finans ve yağlı boya resimle genişleyen çok katmanlı bir hayat hikâyesi.
Yaşam Akışı
Doğumu ve Kökeni
Doğum: 1985 Yılı Ramazanı Malatya Devlet Hastanesi’nde gerçekleşti; Kökenim Adıyaman İli, Gerger İlçesi, Köklüce Köyü. Baba Dımli(zaza), anne kürt müslüman bir ailede doğdum.
İstanbul’a taşınma
Bebeklik ve çocukluğumun ilk yılları sırasıyla Malatya (Eski Malatya), İstanbul (Yedikule , Zeytinburnu'da geçti.)
İlkokul
Avcılar Ömer Seyfettin İlkokulu ve Alsancak İlkokulu yılları.
Ortaokul ve Sınav Maratonlarının başangıcı
Sahrayı Kebir Kuran Kursu, Haşim İşcan Ortaokulu ve Alsancak Ortaokulu.
Lise Yılları
Adnan Menderes Anadolu Lisesi.
Veteriner Fakültesi
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Lisans Eğitimi.
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa | Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
Zootekni Anabilim Dalı – Doktora (Tamamlanamadı)
İstanbul Üniversitesi – Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi (AUZEF)
Bilgisayar Programcılığı | Ön Lisans (Açıköğretim)
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa | Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
Zootekni Anabilim Dalı – Doktora (Öğrenci Affı)
Web projeleri
Frontpage, Web Tasarım, Tasarım, Joomla, CMS, Teknoloji, Bilişim, Programlama
Finansal Okur-Yazar
Borsa İstanbul ve piyasa takibi.
Aktiviteler
Okumak, Boyamak, İçerik retimi, Tasarım, Analiz, Yatırım.
Yeteneklerim
Kişisel blog, kategori yapısı, tema ve içerik düzeni
Sayfa yapısı, responsive tasarım, bileşen üretimi
Görsel hazırlama, tasarım, içerik destekleri
Giriş aşamasında kullanım
Arayüz planlama ve modern tasarım dili
Borsa İstanbul, analitik takip ve yatırım disiplini
Kişisel sanat yolculuğu, deneme ve gelişim kayıtları
4 Mezhebe Göre İslam Fıkhı, Akaid ve Siyer Kişisel sanat yolculuğu, deneme ve gelişim kayıtları
Orta düzey; lise altyapısı, IELTS hazırlığı ve medya pratiği
Diploma, Eğitim ve Sertifikalar
2005–2011 eğitim sürecinin tamamlanması.
İngilizce temelinin lise yıllarında atılması.
Eğitim sürecinde ve sonrasında başta gıda güvenliği olmak üzere farklı alanlarda alınan eğitimler.
Dijital üretim yolculuğunu akademik temele taşıma.
İlgi Alanlarım
Web Tasarım & Yazılım
Lise yıllarında FrontPage ile başlayan dijital merak; bugün HTML, CSS, SCSS, Joomla, Photoshop, Figma ve kişisel web projeleriyle devam ediyor.
Borsa & Finans & Dış Politika & Analiz
2014’ten bu yana Borsa İstanbul, ekonomi ve yatırım dünyasını takip eden; analitik düşünce, disiplin ve sabır gerektiren kişisel ilgi alanı.
Sanat & Yağlı Boya
Çocuklukta başlayan çizim ilgisinin yağlı boya çalışmalarıyla yeniden canlanması; kişisel gelişim ve üretim sürecini kayıt altına alma hedefi.
Tam Hikâye Akışı
Doğum ve Kökenler
1985 yılının Ramazan ayında, Malatya Devlet Hastanesi'nde dünyaya geldim. Kökenim, Adıyaman'ın Gerger ilçesine bağlı Köklüce köyüne dayanır. İsmimin hikâyesi de doğduğum aya borçluyum: Ramazan ayında geldiğim için rahmetli dedem, ismimi koyarken "adı üzerinde geldi" demiş. O günden beri taşıdığım bu isim, hem doğduğum mübarek ayın hem de dedemin hatırasının bir parçası olarak hep benimle oldu.
Doğumumun ardından, daha bir yaşımı doldurmadan ailem İstanbul'a taşındı. Ancak ilk yaşımı dedemlerin yanında, o sıcak köy ortamında, büyüklerimin sevgisiyle geçirdim. Hayata işte böyle, köklerimin olduğu topraklarda başladım. Sonra biz de İstanbul'un yolunu tuttuk ve Yedikule'ye yerleştik. O yıllarda babam tekstil sektöründe çalışıyordu; ailemizin yeni hayatı, İstanbul'un o köklü semtinde şekillenmeye başladı.
İlk Yıllar: Yedikule'den Avcılar'a
Yedikule'de bir yıldan fazla kaldıktan sonra ailecek Zeytinburnu'na taşındık. Hayata ve geçmişe dair net olarak hatırladığım ilk anılarım da işte bu döneme, Zeytinburnu'na aittir. İlk arkadaşlarım, ilk hatıralarım hep buradan başlar; ondan öncesi hafızamda pek yer etmemiş. Beş-altı yaşlarındayken bu kez Avcılar'a taşındık ve eğitim hayatımın tamamı boyunca evimiz hep Avcılar'da oldu. Avcılar; benim büyüdüğüm, okuduğum, hayata dair pek çok şeyi öğrendiğim yer olarak hayatımda özel bir yere sahiptir.
İlkokul Yılları
İlkokulun ilk dört yılını Avcılar Ömer Seyfettin İlkokulu'nda okudum. İlk teşekkür belgemi de dördüncü sınıftayken almıştım; benim için küçük ama gurur verici bir başarıydı. O yıllar; okulla ev arasındaki koşuşturmalar, oyunlar, geziler ve eve geç kalmalarla doludur ve hepsi hâlâ hafızamda capcanlıdır. Okulun bahçesinde kütükolakutusu oynayarak ve kozalakları top niyetine kullanıp yaptığımız maçlar, aradan onca yıl geçmesine rağmen hâlâ unutamadığım anılar arasındadır. Beşinci sınıfta ise evimize yakın, yeni yapılan Alsancak İlkokulu'na geçtim ve ilkokul hayatımı bu okulda tamamladım.
Ortaokul ve Zorlu Bir Dönem
Ortaokula başlamam bir yıl gecikmeyle oldu; zira bu süreçte iki yıl boyunca Ümraniye'deki Sahrayı Kebir Kuran Kursu'nda yatılı olarak kaldım. İlk yıl yalnızca Kuran kursu derslerini içeren bu eğitim, ikinci yılda farklı bir hâl aldı ve altıncı sınıfı Haşim İşcan Ortaokulu'nda tamamladım. 28 Şubat döneminde Kuran kurslarının kapatılmasının ardından, yedinci ve sekizinci sınıfları yeniden Alsancak Ortaokulu'nda okudum.
İlköğretimimin son yıllarına denk gelen o dönem, sadece benim için değil, tüm ülke için sarsıcı bir zaman dilimiydi. 17 Ağustos 1999 gecesi, saat 03.02'de Kocaeli'nin Gölcük ilçesi merkezli, büyüklüğü 7,4 olarak ölçülen ve yaklaşık 45 saniye süren büyük Marmara Depremi yaşandı. "Asrın felaketi" olarak anılan bu deprem; Kocaeli, Yalova, Sakarya, Düzce ve İstanbul'da büyük yıkıma yol açtı, on binlerce insan hayatını kaybetti, yaklaşık iki yüz bin kişi evsiz kaldı. İstanbul da bu felaketten payını aldı. Biz de o sarsıntıyı, o korkuyu ve sonrasında günlerce süren tedirginliği derinden hissettik. Deprem nedeniyle kısa süreliğine farklı okullarda da eğitim aldım; birkaç okula dönüşümlü olarak gidip geldiğimiz oldu. Okulların düzeni bozulmuş, hayat alıştığımız akışından çıkmıştı. İşte ben, liselere giriş sınavına tam da böyle bir ortamda, depremin gölgesinde hazırlanıyordum. Belirsizliklerle dolu o günlerde ders çalışmak hiç kolay değildi; ama hedefimden vazgeçmedim.
Lise Yılları ve Dijital Dünyayla Tanışma
Sınav süreci yoğun çalışmalarla geçti ve nihayetinde Haydarpaşa Anadolu Lisesi'ni kazandım. Bu, benim için sıradan bir başarı değildi; çünkü kazandığım okul, Türkiye'nin en eski ve en köklü eğitim kurumlarından biriydi. Haydarpaşa Lisesi, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle 1934'te kurulmuş, Cumhuriyet döneminde İstanbul'da açılan ilk lise olma unvanını taşıyan bir okuldur. Osmanlı'nın son döneminin en etkileyici yapılarından biri olan, Sultan II. Abdülhamid tarafından yaptırılan tarihî Mekteb-i Tıbbiye-yi Şâhâne binasında eğitime başlamış; yatılı imkânıyla ülkenin dört bir yanından gelen öğrencilere kapılarını açmış, yetiştirdiği başarılı mezunlarıyla ulusal çapta adını duyurmuştur. İşte böylesine tarihî bir okulun kapısı bana açılmıştı ve bu beni gururlandırmıştı.
Tercihimi yatılı kalacağımı düşünerek yapmıştım. Bu hem eğitimime tam anlamıyla odaklanmamı sağlayacak hem de ailem için uygun bir düzen olacaktı. Ne var ki okula gittiğimde beklenmedik bir gerçekle karşılaştım: Okulun yatılı bölümü, depremden etkilenen, evini ve düzenini kaybeden depremzede öğrencilere tahsis edilmişti. Bu yüzden yatılı kalamayacağımı öğrendim. Bir yandan hayal kırıklığı yaşasam da, o koşullarda yatılı yerlerin yuvasını yitirmiş çocuklara açılmasının ne kadar anlamlı ve vicdani bir karar olduğunu da içten içe anlıyordum. Belki de bu, o felaket günlerinde dayanışmanın küçük ama değerli bir örneğiydi.
Böylece birkaç günlük Haydarpaşa serüvenimin ardından, yedek tercih dönemi henüz bitmeden yeniden tercih yaptım ve yedeklerden Bahçelievler Adnan Menderes Anadolu Lisesi'ni kazanarak oraya kayıt yaptırdım. İstanbul'un Avrupa Yakası'nda yer alan bu okul, benim için yeni bir başlangıç oldu.
Kuran kursuyla birlikte hayatımda büyük bir yer edinen lise hayatım, işte böyle başlamış oldu. Bu yıllarda pek çok dostluk ve arkadaşlık kazandım. Lise dönemindeki hocalarımın ve arkadaşlarımın, geleceğe bakışıma katkısı çok büyük oldu; bana kazandırdıkları vizyoner bakış açısı ve disiplin, hayatımın ilerleyen yıllarına yön verdi. Bir yanda Kuran kursunun bana kazandırdığı manevi derinlik ve değerler, diğer yanda lisenin açtığı vizyon ufku... Bu iki dünya, beni ben yapan en öncelikli dönemler olarak hafızamda yer eder.
Bununla birlikte, yine bu dönemde internet ve bilgisayar hayatıma girdi; dijital dünyayla ilişkim de işte böyle başlamış oldu. Bugün her evde yüksek hızlı internet sıradan bir şeyken, o yıllarda durum bambaşkaydı. Türkiye'de internet geniş kitlelere ancak 2000'li yıllarda ulaşmaya başlamıştı ve ilk yıllarda "çevirmeli bağlantı" (dial-up) denilen sistem kullanılıyordu. İnternete bağlanmak başlı başına bir olaydı: Bilgisayarın modemi, telefon hattı üzerinden ek bir kabloyla bağlanır, bağlantı kurulurken de modemden o döneme damgasını vuran kendine has bir "el sıkışma" sesi yükselirdi. O cızırtılı sesi bekleyiş, internete açılan kapının eşiğiydi adeta. Bağlantı yavaştı, bir sayfa açılırken sabırla beklemek gerekirdi; ama o yavaşlığın içinde bile yepyeni bir dünyanın kapısı aralanıyordu.
İşte ben de dijital dünyaya ilk adımlarımı tam bu dönemde attım. O yıllarda web siteleri hazırlamak için Microsoft FrontPage kullanılıyordu. FrontPage, sayfaların HTML kodlarının ayrıntılarını kullanıcıdan gizleyerek, kod bilmeyenlerin bile kolayca web sayfaları oluşturmasına imkân tanıyan bir program; yani bir "WYSIWYG" (ne görüyorsan onu alırsın) editörüydü. Microsoft Office ailesinin bir parçası olduğundan tıpkı Word'e benzer bir mantıkla çalışır, böylece kod bilmeyen pek çok kişinin kendi internet sitesini kurmasına yardımcı olurdu. Metinleri, resimleri ve bağlantıları sürükle-bırak yöntemiyle bir araya getirip kendi sayfalarımı oluşturmak, o yıllarda benim için yepyeni ve heyecan verici bir uğraştı. Belki de bugün dijital dünyaya, web'e ve teknolojiye olan ilgimin temelleri; işte o ilk denemelerle, o cızırtılı modem sesinin ardından açılan o ilk sayfalarla atılmış oldu.
Lise yıllarım böylece hem dostlukların hem de yeni ufukların eşliğinde geçerken, önümde yeni bir eşik belirmeye başlamıştı: üniversite sınavı. Hayatımın bir sonraki dönüm noktası, beni bu kapıda bekliyordu.
Üniversite Yolu ve Bir Kararın Hikâyesi
Lise yıllarımın ardından önümdeki en büyük hedef üniversiteydi ve benim bir hayalim vardı: İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Makine Mühendisliği okumak. 2004 yılında ilk kez girdiğim üniversite sınavında bu hayalimi gerçekleştirecek puanı tutturamadım. Vazgeçmek istemedim ve bir kez daha denedim. Ancak ikinci denememde gördüm ki, hayalini kurduğum üniversiteyi ve bölümü kazanmam pek mümkün olmayacaktı.
İşte tam o noktada, hayatımın en önemli kararlarından biriyle baş başa kaldım: Bir kez daha mı denemeliydim, yoksa hayata atılıp yoluma devam mı etmeliydim? Uzun uzun düşündüm ve sonunda devam etmeye karar verdim. Bu kolay bir karar değildi; bir hayalden vazgeçmek anlamına geliyordu. Ama aynı zamanda olgun, gerçekçi ve geleceğe dönük bir tercihti.
Bu karardan sonra artık duygularımla değil, aklımla bir yol haritası çizmem gerekiyordu. İş hayatına nispeten kolay atılabileceğim, istihdamı yüksek ve geliri de fena olmayan meslekleri tek tek araştırmaya, elemeye başladım. Bu süreçte özellikle iki alan öne çıkıyordu: gıda ve veterinerlik. O yıllarda "gıda, geleceğin mesleği" deniyor, gıda mühendisliği parlayan alanlardan biri olarak gösteriliyordu. Veterinerlik ise bambaşka bir yönüyle dikkatimi çekti.
Babamın, veterinerlik alanındaki iş imkânlarının oldukça geniş olduğunu söylemesi, beni bu mesleği daha yakından incelemeye yöneltti. Bunun üzerine veteriner hekimlik hakkında oldukça detaylı bir araştırma sürecine girdim. Bu araştırmayı yaparken sadece bugüne değil, geleceğe de bakıyordum. Çünkü o dönem Türkiye'nin gündemindeki en büyük başlıklardan biri Avrupa Birliği süreciydi ve bu süreç, hangi mesleğin geleceğinin nasıl şekilleneceği sorusunu da beraberinde getiriyordu.
Gerçekten de o yıllar, Türkiye-AB ilişkilerinde tarihî bir dönemece denk geliyordu. Türkiye, 1999 Helsinki Zirvesi'nde resmen AB'ye adaylık statüsü kazanmış; 17 Aralık 2004 tarihli Brüksel Zirvesi'nde ise siyasi kriterleri yeterli ölçüde karşıladığı belirtilerek katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlatılmasına karar verilmişti. Yani ülke, AB'ye üyelik yolunda en somut adımları tam da benim meslek seçimi yaptığım o günlerde atıyordu. Mesleklerin geleceğini bu süreç ışığında değerlendirmek, o dönem için son derece anlamlıydı.
Araştırmalarımı bu pencereden derinleştirdiğimde önemli bir sonuca ulaştım: Avrupa Birliği ülkelerinde veteriner hekimliğin önü çok daha açıktı; çalışma alanları hem oldukça geniş hem de birbirinden farklıydı. Veteriner hekimlik yalnızca hayvan sağlığıyla sınırlı bir meslek değildi; gıda güvenliğinden halk sağlığına, hayvancılık sektöründen kamu hizmetlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede iş imkânı sunuyordu. AB sürecinin getireceği standartlar ve düzenlemeler düşünüldüğünde, bu mesleğin Türkiye'de de giderek değer kazanacağını öngördüm. Tüm bu değerlendirmelerin sonunda kararımı verdim: Veteriner hekim olacaktım.
Ve böylece İstanbul Üniversitesi'ndeki eğitim hayatım başlamış oldu. Tercih ettiğim fakülte, sıradan bir okul değildi. Türkiye'de veteriner hekimliği eğitimi 1842 yılında İstanbul'da başlamıştı; İstanbul, bu köklü mesleğin âdeta beşiği, doğduğu yerdi. İstiklal Marşı'mızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'un da birincilikle mezun olduğu bu köklü geleneğin mirasçısı olan fakülte, 1972 yılında İstanbul Üniversitesi bünyesinde yeniden hayata geçmişti. Üstelik benim için çok özel bir tarafı daha vardı: Fakülte, 1986-87 yıllarında Avcılar Yerleşkesi'ne taşınmıştı — yani beş-altı yaşımdan beri yaşadığım, büyüdüğüm, okuduğum semtte. Hayatımın döndüğü o tanıdık sokaklarda, bu kez bir üniversite öğrencisi olarak yeni bir sayfa açıyordum. Köklerimle, mahallemle ve geleceğimle iç içe geçen bu başlangıç, benim için ayrı bir anlam taşıyordu.
Üniversite Yılları
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi'ndeki eğitimime 2005 yılında başladım ve 2011 yılında mezun oldum. Normalde beş yıl olan bu okulu ben altı yılda tamamladım. Açıkçası, ilk tercihimi yaptığım sırada bu bölümü bitirip bitiremeyeceğimden tam olarak emin değildim. Çünkü ben, lise yıllarında canı sıkıldığında oturup matematik ve geometri problemleri çözen bir öğrenciydim; sayıların, mantığın ve çözümlemenin olduğu işlere yatkındım. Biyolojiden ise pek haz etmezdim. Ezber yapmayı hiçbir zaman sevmedim — bugün bile sevmem — ve veteriner hekimliğin o yoğun, sürekli terminolojisini bir türlü benimseyemedim.
Bu yüzden okul süreci benim için oldukça zorlu geçti. Aslında dış koşullar gayet iyiydi: Evimiz okula çok yakındı, imkânlarım yerindeydi ve ailemle birlikte kalıyordum. Yani ne maddi ne de lojistik bir zorluk söz konusuydu. Beni asıl zorlayan şey, derslerin kendisiydi; içerik bana ağır, yorucu ve sıkıcı geliyordu. Yine de pes etmedim ve sonunda mezun oldum.
İşin bir başka boyutu daha vardı. Hem tercih yapmadan önce hem de okul boyunca, aklımın bir köşesinde hep gıda alanında çalışmayı denemek vardı; geleceğimi klinik hekimlikten çok bu alanda görüyordum. Bu sebeple klinik hekimlik eğitimlerine yalnızca derslerimi geçecek kadar ağırlık verdim, enerjimi tümüyle oraya yöneltmedim. Bu tercihin bir sonucu da okulun bir yıl uzaması oldu. Ama bu, bilinçli bir önceliklendirmenin getirdiği bir uzamaydı.
Ailem ve Kişisel Yaşamım
Hayatımın temelinde her zaman ailem oldu. Babam, yıllarca tekstil sektöründe çalışarak ailemizi büyüten, yeri geldiğinde bana yol gösteren bir insan; annem ise evimizin direği olan bir ev hanımı. Beş kardeşin en büyüğüyüm. Aralarında tek kız kardeşim de var; en küçük kardeşim ise 2006 doğumlu, yani benden hayli küçük. Kalabalık ama bir o kadar da sıcak bir ailede büyüdüm.
Ailemizin atmosferini bir kelimeyle anlatmam gerekseydi, "sıcacık" derdim. Birbirine bağlı, sevgi dolu, dayanışma içinde bir aileyiz. Bu sıcaklık, hayatım boyunca bana güç veren en önemli dayanak oldu. Şu an bekârım ve hâlâ ailemle birlikte yaşıyorum; beni ben yapan o sevgi dolu ortamın bir parçası olmaya devam ediyorum.
Yabancı Dil ve Mesleki Gelişim
Mesleki gelişimime her zaman önem verdim. İngilizceyle ilişkim, lise yıllarıma, Anadolu Lisesi'nde aldığım dil eğitimine dayanıyor; bu temeli daha sonra IELTS sınavına hazırlık sürecinde pekiştirdim. Dili canlı tutan en büyük etken ise yabancı film ve dizileri takip etme alışkanlığım oldu; pratiğimi büyük ölçüde bu yolla geliştirdim. Bugün İngilizceyi orta düzeyde kullanıyorum. Ayrıca eğitim sürecimde ve sonrasında, başta gıda güvenliği olmak üzere farklı alanlarda katılım ve başarı sertifikaları edindim. Sürekli öğrenmeyi, yeni konulara merak duymayı ve kendimi farklı alanlarda geliştirmeyi hayatımın değişmez bir parçası olarak görüyorum.
İlgi Alanlarım ve Tutkularım
Hayatım yalnızca eğitim ve meslekten ibaret değil. Beni asıl ben yapan, boş zamanlarımda kendimi adadığım, sürekli öğrenip ürettiğim tutkularım var. Bunların başında yazılım ve web tasarımı, borsa ve finans, bir de yağlı boya resim geliyor.
Yazılım ve Web Tasarımı
Lise yıllarımda Microsoft FrontPage ile attığım o ilk dijital adımlar, hayatım boyunca peşimi bırakmadı; aksine, zamanla gerçek bir tutkuya dönüştü. Üniversite yıllarımda bu ilgiyi somut bir projeye taşıdım: 2006 yılında veterinerfakulte.com adlı web sitesini kurdum ve bu site o günden bu yana yayında. Mesleğimle dijital dünyaya olan ilgimi birleştiren bu ilk adımı, yıllar içinde başka projeler izledi.
Zamanla web teknolojilerini daha derinlemesine öğrendim. Bugün HTML, CSS ve SCSS ile kodlama yapabiliyor, Joomla içerik yönetim sistemini kullanabiliyorum. Tasarım tarafında Adobe Photoshop'a ve Adobe'nin diğer programlarına hâkimim; ayrıca modern arayüz tasarımının önemli araçlarından Figma üzerine dersler aldım. Bu ilgimi daha sağlam bir temele oturtmak için bilgisayar programcılığı eğitimi alıyorum; yani yıllar önce merakla başladığım yolculuğu, şimdi de akademik bir zemine taşıyorum.
Kişisel web sitem kayaramazan.com'un yanı sıra, yazılım üzerine kurguladığım beticode.com da yakında hayata geçireceğim projelerim arasında. Lisede küçük bir hevesle başlayan dijital serüvenim, bugün üretmeye, tasarlamaya ve paylaşmaya devam ettiğim bir tutku hâline geldi.
Borsa ve Finans
2014 yılı, hayatıma yeni bir ilgi alanının girdiği yıl oldu: borsa ve finans. O günden bu yana piyasaları, ekonomiyi ve yatırım dünyasını yakından takip ediyorum. Bu ilgi zamanla aktif bir uğraşa dönüştü; Borsa İstanbul'da, yani Türkiye piyasalarında hisse senedi alıp satıyorum. Sayısal ve analitik düşünmeyi seven yapım, beni doğal olarak bu alana yöneltti. Finans dünyası; hem sürekli öğrenmeyi gerektiren hem de disiplin, sabır ve soğukkanlılık isteyen yönüyle bana hitap ediyor.
Sanat ve Yağlı Boya
Hayatımın en kişisel ve yaratıcı tarafını sanat, özellikle de yağlı boya resim oluşturuyor. Bu tutkunun kökleri çocukluğuma kadar uzanıyor. İlkokul yıllarında ders aralarında defterime şekiller çizmek, ağaçlar resmetmek, aklıma geleni kâğıda dökmek en sevdiğim uğraşlardandı; çoğu zaman resim defterimin yaprakları iki yüzünden de erkenden biterdi. El işi ödevlerine olan meraklı yapım da bu ilgiyi benim için o kadar doğallaştırmıştı ki, ne kadar özel bir uğraş olduğunun belki o zaman farkında bile değildim.
Bu farkındalık ortaokulda belirginleşti. Resim derslerinde önce karakalemle başladık; sonra sulu boya, pastel derken tuval üzerine guaj ve yağlı boya çalışmaları yaptık. Yaptığım resimler arkadaşlarımın ve öğretmenimin ilgisini çekince, resmin benim için yalnızca bir ders etkinliği değil, gerçekten severek yaptığım bir şey olduğunu iliklerime kadar hissettim. Bu ilgi, beni hem tuhafiyecilik yapan hem de resimle ilgilenen bir abiye götürdü; ilk boya malzemelerimi ondan aldım ve resim dersinden bağımsız ilk yağlı boya tablomun temellerini böyle attım.
Fırçalarla aram bir süreliğine liselere giriş sınavı yüzünden açıldı; ama bu ayrılık uzun sürmedi, hazırlık döneminde resimle yollarımız yeniden kesişti. O dönem bir çalışmamda, tamamen içimden geldiği gibi, fırçaya bol boya alıp tuvale değdirdikten sonra yukarı doğru çekerek diken gibi dokular oluşturmuştum. Öğretmenim bu yöntemin tabloya boyut ve hoş bir etki kattığını söylemiş, ardından da gülümseyerek "Ama bu yöntem çok boya harcatır, zamanla farklı stillere geçersin" demişti. Oysa ben sadece boyayla oynuyordum. Artık emindim: Yağlı boya yapabiliyordum ve bundan büyük keyif alıyordum.
Sonra hayat akıp gitti. Lise bitti, üniversite bitti, işe başladım, başka bir şehre taşındım ve resim bir süre geride kaldı. Ta ki bir gün, bilgisayar oyunu oynarken aklıma dank edene kadar: Yıllardır sevdiğim bu hobi için artık çok daha fazla zamanım, daha uygun bir ortamım ve maddi imkânım vardı. Bunu fark eder etmez orta seviye bir set aldım ve herhangi bir eğitim almadan, tamamen doğaçlama ve geçmişten gelen birikimimle yeniden tablolar yapmaya başladım. Elbette hatalar görüyor, içime sinmeyen yerler oluyordu; ama resim yapmak beni rahatlatıyor, keyif veriyor ve zihnimi dinlendiriyordu.
Bugün bu serüveni daha bilinçli ve profesyonel bir noktaya taşımak istiyorum. Hem kendi gelişimimi adım adım kayıt altına almak hem de benim gibi yeni başlayanlara sade ve samimi deneyimlerle yol göstermek için, yağlı boya yolculuğumu kişisel sitemde de paylaşıyorum.
Gelecek Hedeflerim ve Vizyonum
Geleceğe baktığımda, hayatımı en çok keyif aldığım alanların etrafında şekillendirmek istiyorum. Web sitelerimi büyütmek ve geliştirmek bunların başında geliyor; yıllar önce küçük bir merakla başlayan dijital üretim serüvenimi daha ileriye taşımak en büyük hedeflerimden biri. Tasarım ve içerik hazırlama alanında kendimi geliştirmeye devam etmek, finans dünyasındaki bilgimi derinleştirmek ve yağlı boya resme daha çok zaman ayırmak da gelecekte beni heyecanlandıran uğraşlar. Kısacası üretmeye, tasarlamaya, öğrenmeye ve paylaşmaya devam etmek istiyorum.
Gelecek Hedefleri
Geleceğe baktığımda, hayatımı en çok keyif aldığım alanların etrafında şekillendirmek istiyorum. Web sitelerimi büyütmek ve geliştirmek bunların başında geliyor; yıllar önce küçük bir merakla başlayan dijital üretim serüvenimi daha ileriye taşımak en büyük hedeflerimden biri. Tasarım ve içerik hazırlama alanında kendimi geliştirmeye devam etmek, finans dünyasındaki bilgimi derinleştirmek ve yağlı boya resme daha çok zaman ayırmak da gelecekte beni heyecanlandıran uğraşlar. Kısacası üretmeye, tasarlamaya, öğrenmeye ve paylaşmaya devam etmek istiyorum.