Resim Çizmeye Nereden Başlamalı? Benim Serüvenim
Yeni bir hobiye başlamak her zaman heyecan vericidir; aynı zamanda kabul etmek gerekir ki biraz kafa karıştırıcı da olabilir. Hele söz konusu resim gibi, çoğu kişinin dışarıdan bakınca “yetenek işi” dediği bir alan olunca, insan nereden başlayacağını bilemiyor.
İnternette bu konuda o kadar çok bilgi, öneri ve içerik var ki, çoğu zaman ilham almak yerine daha da kararsız hâle gelmek mümkün. Ben de tam bu noktadan yola çıkarak kendi resim serüvenimi paylaşmak istedim.
Çocukluk Yılları ve "Sıradanlaşan" İlgi
Benim resimle ilişkim aslında çok eskiye, çocukluk yıllarıma uzanıyor. İlkokulda ders aralarında deftere şekiller çizmek, ağaç resimleri yapmak, aklıma gelen şeyleri kağıda dökmek en sevdiğim uğraşlardan biriydi. Hatta çoğu zaman resim defterimde yaprakların iki yüzü de erkenden biterdi.
O zamanlar bunun benim için ne kadar özel bir uğraş olduğunun farkında değildim belki, ama bugün geriye dönüp baktığımda, resmin çocukluğumdan beri hayatımda sessizce yer aldığını çok daha net görebiliyorum. Sanırım el işi ödevlerine ve benzer uğraşlara da meraklı olmam, bu ilgiyi benim gözümde biraz daha sıradanlaştırmıştı. Sanki zaten hayatımın doğal bir parçasıydı.
Yağlı Boya ile İlk Tanışma
Bu farkındalık özellikle ortaokul yıllarında belirginleşti. Resim derslerinde önce karakalemle resim yaptık. Sonra sulu boya, pastel derken tuval üzerine guaj boya ve yağlı boya çalışmaları yaparak dersleri geçirdik. Yaptığım resimler arkadaşlarımın ve öğretmenimin ilgisini çekince, resim yapmanın benim için yalnızca bir ders etkinliği olmadığını, gerçekten severek yaptığım bir uğraş olduğunu iliklerime kadar hissettim.
Bu ilgim beni tuhafiyeci olan, aynı zamanda resimle de ilgilenen bir abiye gidip ilk boya malzemelerimi almaya kadar götürdü. Resim dersinden bağımsız ilk yağlı boya tablomun temelleri böyle atıldı. Lise yıllarından önce fırçalarla aram liselere giriş sınavı sebebiyle açıldı desem yalan olmaz. Ama ayrılık çok uzun sürmedi. :) Zira hazırlıkta resimle yollarımız bir kez daha kesişti. Hatta o dönem bir çalışmamda, tamamen içgüdüsel şekilde, fırçaya bol boya sürüp tuvale değdirdikten sonra fırçayı yukarı doğru çekip bırakarak diken gibi dokular oluşturmuştum. Öğretmenim resme bakıp bu yöntemin tabloya boyut kazandırdığını ve çok hoş bir etki verdiğini söylemişti. Ardından da 'Ama bu yöntem çok boya harcatır, zamanla bu gibi farklı stillere geçersin' demişti. Oysa ben sadece içimden geldiği gibi, boyayla oynamıştım.
Artık şunu kesin olarak biliyordum; ben yağlı boya yapabiliyordum ve bundan büyük keyif alıyordum.
Uzun Bir Ara ve Yeniden Başlama Kararı
Lise bitti, üniversite bitti, işe başladım, başka bir şehre taşındım. Hayat akıp giderken resim bir süre geride kaldı. Ta ki bir gün, bilgisayar oyunu oynarken aklıma bir şey dank edene kadar...
Yıllardır çok sevdiğim bu hobi için artık geçmişe göre çok daha fazla zamana, daha uygun bir ortama ve maddi imkana sahiptim. Bunu fark eder etmez yaptığım ilk şey, orta seviyede bir takım set almak oldu. Herhangi bir eğitim almadan, tamamen doğaçlama ve geçmişten gelen birikimlerimle yeniden tablolar yapmaya başladım.
Elbette hatalar görüyordum, içime sinmeyen noktalar oluyordu, ama resim yapmak beni rahatlatıyor, keyif veriyor ve zihnimi dinlendiriyordu.
Neden Yazıyorum?
Bugün bu yazıları yazmamın iki temel nedeni var:
Tecrübelerimi Paylaşmak: Başlangıç aşamasında insanın kafası çok karışabiliyor. Bazen en çok ihtiyaç duyulan şey, bu yollardan geçmiş birinin sade ve samimi deneyimleri oluyor.
Kendi Gelişimimi Kaydetmek: Kendi resim serüvenimi daha profesyonel bir noktaya taşımak istiyorum. Kendimi bu alanda geliştirmek ve daha bilinçli ilerlemek hedeflerim arasında.
Bu süreçte yazdıklarımı hem bir paylaşım hem de kendi yolculuğumun basamakları olarak görüyorum. Eğer siz de nereden başlayacağınızı düşünüyorsanız, hoş geldiniz!
Peki Siz Nereden Başlamalısınız?
Kendi hikayemi uzun uzun anlattım çünkü "nereden başlamalıyım?" sorusunun aslında tek bir doğru cevabı yok. Benim için doğru zaman, yıllar sonra bir bilgisayar oyununun başından kalkıp "ben bunu yapmak için her şeye sahibim" dediğim o andı.
Eğer siz de şu an bu yazıyı okuyor ve resme başlamak için içinizde o hevesi taşıyorsanız, size ilk tavsiyem şu: Mükemmel anı veya en pahalı malzemeleri beklemeyin. Başlangıçta kimse sizden bir şaheser beklemiyor. Amacımız önce boyanın dokusunu hissetmek, fırçayı tuvale sürerken o stresi atmak ve sadece sürecin tadını çıkarmak.
Gidip yüzlerce lira harcayarak profesyonel setler dizmenize hiç gerek yok. Orta karar, uygun fiyatlı bir başlangıç seti alın ve işe sadece renkleri birbirine karıştırarak, fırçanın tuvalde nasıl hareket ettiğini izleyerek başlayın. Benim yıllar önce lisede fırçayı bastırıp çekerek diken diken dokular oluşturduğum gibi, siz de kuralları düşünmeden sadece içinizden geleni yapın. Hata yapmaktan korkmayın, çünkü tuval üzerinde yapılan hataların çoğu sadece yeni bir rengin başlangıcıdır ve sonunda fırçanın tuval üzerinde kayarken oluşturduğu renklerin birbiriyle dansını kuzey ışıkları misali izlersiniz. Başlayacağınızı düşünüyorsanız, hoş geldiniz!
Sırada Ne Var? "Tamam, başlayalım ama hangi boyayı alacağız? Akrilik mi, yağlı boya mı?" dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü resme yeni başlayan herkesin (ben dahil) kafasını kurcalayan ilk teknik soru budur. Gerçi ben geçmişten gelen alışkanlıkla doğrudan yağlı boyaya yönelmiştim.
Hiç merak etmeyin, bir sonraki yazımda tam olarak bu konuya değineceğim. Her iki boya türünü de deneyimlemiş biri olarak, akrilik ve yağlı boyanın avantajlarını, dezavantajlarını ve hangisinin sizin tarzınıza daha uygun olabileceğini kendi tecrübelerimle karşılaştıracağım.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, fırçanızdan renk eksik olmasın!